Cabo da Roca Yolculuğum

Cabo da Roca Motosiklet Yolculuğum: Avrupa’nın En Batı Ucuna Doğru

Bazı yolculuklar tamamlandığında insanın içindeki seyahat isteği azalmaz. Tam tersine, haritanın başka bir ucuna doğru büyümeye devam eder.

Nordkapp yolculuğumu tamamladıktan sonra Avrupa haritasına artık daha farklı bakmaya başlamıştım. Motosikletimle kuzeye, kıtanın en uç noktalarından birine kadar gitmiş; binlerce kilometre boyunca Norveç’in dağlarını, fiyortlarını ve kuzeyin büyük yalnızlığını yaşamıştım.

Fakat o yolculuk sona erdiğinde zihnimde yeni bir hedef belirmeye başladı:

Avrupa’nın batı ucuna da motosikletimle ulaşmalıydım.

Portekizce adıyla Cabo da Roca, Avrupa ana karasının en batı noktası. Türkçede Cape Roca olarak da anılan bu nokta, Portekiz’in Atlas Okyanusu kıyısında bulunuyor. Uçurumların üzerinde, okyanusun sonsuzluğuna bakan bir kara parçası…

Benim içinse Cabo da Roca, harita üzerindeki başka bir uç noktadan çok daha fazlasıydı. Nordkapp’ın ardından devam eden kişisel bir yol hikâyesi, Avrupa’nın kuzeyinden sonra batısına uzanan yeni bir motosiklet macerasıydı.

Ancak bu kez de amacım yalnızca en kısa yoldan Cabo da Roca’ya ulaşmak değildi. Yol üzerinde yıllardır merak ettiğim yerler vardı. Andorra’yı, Pirene Dağları’nı ve Picos de Europa Milli Parkı’nı görmek istiyordum. Dönüş yolunda ise Fransa’nın etkileyici dağ rotalarını tamamlamayı planlıyordum.

Yani Cabo da Roca bu seyahatin ana hedefiydi; fakat yolculuğun gerçek anlamı yine o hedefe giderken geçeceğim yollarda saklıydı.

Nordkapp’tan Sonra Yeni Bir Uç Nokta

2025 yılında Nordkapp yolculuğumdan sonra Avrupa’nın batı ucuna gitme düşüncesi zihnimde giderek daha fazla yer kaplamaya başladı.

Nordkapp’ta aradığım şey yalnızca o meşhur metal küreye ulaşmak değildi. Beni oraya götüren asıl duygu, kuzeyin yalnızlığını yaşamak ve kendimle baş başa kalmaktı. Cabo da Roca yolculuğunda ise beni çağıran şey biraz daha farklıydı.

Bu kez önümde Akdeniz kıyıları, Pirene Dağları, kuzey İspanya’nın yeşil coğrafyası ve sonunda Atlas Okyanusu vardı.

Bir tarafta Avrupa’nın kuzeyindeki sert, sessiz ve giderek ıssızlaşan yollar; diğer tarafta kıtanın batısındaki okyanus uçurumları…

Nordkapp’tan sonra Cabo da Roca’ya ulaşmak, benim için Avrupa haritasının iki farklı ucunu motosikletle birbirine bağlamak anlamına geliyordu.

Fakat aradaki çizgiyi mümkün olduğunca doğrudan değil, bana gerçekten bir şeyler yaşatacak yollardan geçirmek istiyordum.

Üç Ay Süren Cabo da Roca Rota Hazırlığı

Uzun motosiklet yolculuklarında rota hazırlamak, seyahatin en önemli bölümlerinden biri. Bir rotayı harita üzerinde çizmek kolay görünebilir; ancak gerçekten görülmek istenen yerleri birbirine bağlamak, doğru yolları seçmek ve bütün bunları uygulanabilir bir seyahat planına dönüştürmek ciddi bir çalışma gerektiriyor.

Nordkapp seyahatimi hazırlarken Norveç’te yaşayan bir dostumdan yardım almıştım. Cabo da Roca yolculuğunda ise bana doğrudan yardımcı olabilecek bir arkadaşım yoktu. Bu kez bütün araştırmayı ve rota hazırlığını kendim yaptım.

Hazırlık sürecim yaklaşık üç ay sürdü.

Haritaları inceledim, alternatif yolları karşılaştırdım ve özellikle dağlık bölgelerde hangi güzergâhları kullanacağımı ayrıntılı biçimde belirledim. Yalnızca ülkeler veya ana yollar üzerinden ilerleyen genel bir plan hazırlamadım. Andorra, Pireneler ve Picos de Europa gibi benim için önemli bölgelerde hangi yollardan geçeceğimi mümkün olduğunca ince çalıştım.

Planımın ilk bölümü hızlı ilerlemek üzerine kuruluydu. Evden çıktıktan sonra Avrupa’yı mümkün olduğunca çabuk geçerek Andorra’ya ve Pirene Dağları’na ulaşmak istiyordum. Çünkü bu yolculukta asıl zaman geçirmek istediğim yerler, uzun bağlantı yollarından çok dağların içindeki özel rotalardı.

Hedefim hızlıca Fransa’yı geçmek ve Andorra üzerinden Pireneler’e girmekti.

Planladığım gibi de oldu.

Türkiye’den Andorra’ya Uzanan Hızlı Avrupa Geçişi

Yolculuğumun ilk bölümünde Bulgaristan, Sırbistan, Hırvatistan, Slovenya ve İtalya üzerinden ilerledim. Ardından Monaco ve Fransa’yı geçerek Andorra’ya ulaştım.

Bu bölüm, Cabo da Roca rotasının en hızlı ilerlemem gereken kısmıydı. Önümde geçilmesi gereken çok sayıda ülke ve uzun kilometreler vardı. Ben ise zamanımı mümkün olduğunca Pireneler’e, Picos de Europa’ya ve dönüşte yapacağım dağ rotalarına ayırmak istiyordum.

Uzun motosiklet yolculuklarında bazı etaplar hedefe yaklaştıran bağlantı yollarıdır. Bazı etaplar ise seyahatin asıl nedenine dönüşür.

Andorra’ya ulaştığım anda benim için ikinci bölüm başlamış oldu.

Avrupa’nın küçük ülkelerinden biri olan Andorra, daha ilk karşılaşmada beklentilerimin üzerine çıktı. Dağların arasındaki konumu, kıvrımlı yolları ve çevresindeki manzaralarla yolculuğumun yalnızca bir geçiş noktası olmaktan çıktı.

Andorra benim için Pireneler’in incisi oldu.

Pireneler’in İncisi Andorra

Andorra’yı rotama eklerken elbette güzel bir dağ ülkesiyle karşılaşacağımı düşünüyordum. Fakat burayı bu kadar seveceğimi tahmin etmemiştim.

Pireneler’in arasında bulunan bu küçük ülke, motosikletle seyahat eden biri için çok özel bir coğrafyaya sahip. Dağların arasından geçen yollar, yükseldikçe değişen manzaralar ve küçük bir alan içinde yaşanan büyük doğa hissi, beni fazlasıyla etkiledi.

Andorra’da iki gün geçirdim.

Bu iki gün boyunca yalnızca bir sonraki hedefe ulaşmaya çalışmadım. Çevreyi görmek, dağ yollarında sürmek ve orada olmanın tadını çıkarmak için kendime zaman ayırdım.

Uzun yolculuklarda bazen sürekli hareket etme isteğine kapılabiliyoruz. Önümüzde yeni bir rota, görülecek başka bir yer ve tamamlanması gereken kilometreler oluyor. Ancak bazı bölgeler, yolculuğun hızını düşürmeyi hak ediyor.

Andorra da benim için bu yerlerden biri oldu.

Oradaki yollar bana bir kez daha motosiklet seyahatinin yalnızca uzak bir hedefe varmak olmadığını hatırlattı. Bazen haritada küçük görünen bir ülke, bütün yolculuğun en güçlü hatıralarından birine dönüşebiliyor.

Andorra’dan ayrılırken burayı ne kadar sevdiğimi biliyordum. Fakat dönüş yolunda rotamı değiştirip buraya yeniden geleceğimi henüz bilmiyordum.

İspanya ve Fransa Pireneleri’nde Motosiklet Sürmek

Andorra’da geçirdiğim iki günün ardından İspanya ve Fransa Pireneleri üzerinden yolculuğuma devam ettim.

Pireneler, yalnızca iki ülke arasındaki doğal bir sınır değil; motosiklet kullanıcısına uzun süre unutamayacağı yollar sunan büyük bir dağ sistemi. Bir tarafta İspanya, diğer tarafta Fransa bulunuyor; fakat dağların içinde ilerlerken ülke sınırlarından çok coğrafyanın kendisini hissediyorsunuz.

Virajlı yollar, yükselen dağlar, vadiler ve sürekli değişen manzaralar sürüşün her bölümünü farklı bir deneyime dönüştürüyor.

Benim için Pireneler’de motosiklet sürmenin en güzel taraflarından biri, üç ay boyunca hazırladığım rotanın artık önümde gerçek bir yola dönüşmesiydi. Harita üzerinde defalarca incelediğim geçişlerden gidiyor, daha önce yalnızca ekran üzerinde gördüğüm yolları motosikletimle geçiyordum.

İspanya ve Fransa Pireneleri’ni tamamladıktan sonra yeniden İspanya’ya girdim ve batıya doğru ilerlemeye başladım.

Sıradaki hedefim, uzun zamandır merak ettiğim Picos de Europa Milli Parkı’ydı.

Picos de Europa Milli Parkı’nda İki Gün

Picos de Europa, bu seyahat için rota hazırlarken üzerinde en fazla durduğum bölgelerden biriydi.

İspanya’nın kuzeyinde bulunan bu dağlık bölgeyi uzun zamandır görmek istiyordum. Ancak benim için yalnızca milli parka ulaşmak yeterli değildi. Hangi yollardan geçeceğimi, nerelere gideceğimi ve bölgeyi motosikletle nasıl yaşayacağımı önceden çalışmıştım.

Picos de Europa’da iki gün geçirdim.

Rotayı aylar boyunca ayrıntılı hazırlamanın meyvelerini en fazla burada yedim. Bölgeyi ilk kez görüyor olmama rağmen, gittiğim yerleri önceden biliyormuşum gibi geziyordum. Bir sonraki yolun nereye çıkacağını, hangi bölgede neyle karşılaşacağımı ve görmek istediğim noktaları biliyordum.

Bu durum seyahatin doğal sürprizlerini azaltmadı. Tam tersine, yol aramakla veya sürekli karar vermekle vakit kaybetmeden çevreyi daha fazla yaşamamı sağladı.

Harita üzerindeki bilgiler gerçeğe dönüştüğünde, rota çalışmasının ne kadar önemli olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Aylar boyunca ekrana bakarak seçtiğim yollar artık motosikletimin tekerleklerinin altındaydı.

Picos de Europa’nın dağları, derin vadileri, yeşil doğası ve virajlı yolları, bu bölgeyi seyahatimin en güzel bölümlerinden biri hâline getirdi.

İki günün sonunda Picos de Europa’dan ayrılırken hem uzun zamandır görmek istediğim bir yeri görmüş hem de hazırladığım rotanın karşılığını fazlasıyla almıştım.

Artık önümde yolculuğun asıl hedefi vardı:

Cabo da Roca.

Cabo da Roca’ya Doğru

Picos de Europa’dan sonra İspanya’nın batısına doğru ilerledim ve ardından Portekiz’e geçtim.

Günlerdir farklı ülkelerden, dağlardan ve milli parklardan geçiyordum. Rotanın her bölümü kendi içinde ayrı bir yolculuk gibiydi. Ancak Cabo da Roca’ya yaklaştıkça, seyahatin başından beri beni bekleyen ana hedefin heyecanı daha fazla hissedilmeye başladı.

Haritanın bir köşesinde işaretlediğim nokta artık yalnızca bir plan değildi. Avrupa ana karasının en batısına gerçekten yaklaşıyordum.

Nordkapp’a giderken kuzeye yaklaştıkça doğa seyrekleşmiş, ağaçlar azalmış ve yollar büyük bir yalnızlığa dönüşmüştü. Cabo da Roca’ya yaklaşırken ise karşıma giderek daha güçlü bir okyanus hissi çıkıyordu.

Bu kez yolun sonunda kuzeyin sessizliği değil, Atlas Okyanusu’nun sonsuzluğu vardı.

Sonunda Cabo da Roca’ya ulaştım.

Avrupa Ana Karasının En Batı Noktası: Cabo da Roca

Cabo da Roca, Portekiz’in Atlas Okyanusu kıyısında ve Avrupa ana karasının en batı noktasında bulunuyor.

Oraya motosikletimle ulaşmak büyük bir keyifti.

Karşımda uçsuz bucaksız Atlas Okyanusu, kıyı boyunca yükselen kayalıklar ve Avrupa’nın batıya doğru sona erdiği o büyük coğrafya vardı. Arkada bıraktığım ülkeleri ve geçtiğim yolları düşündüğümde, bulunduğum noktanın anlamı daha da büyüyordu.

Türkiye’den başlamış; Bulgaristan, Sırbistan, Hırvatistan, Slovenya, İtalya, Monaco ve Fransa üzerinden Andorra’ya ulaşmıştım. Pirene Dağları’nı geçip Picos de Europa’da iki gün geçirmiş, ardından İspanya üzerinden Portekiz’e kadar gelmiştim.

Bütün bu yolların sonunda Atlas Okyanusu’nun kıyısındaydım.

Nordkapp’ta meşhur metal kürenin önünde Kuzey Buz Denizi’ne bakmıştım. Cabo da Roca’da ise Avrupa’nın batı ucundan Atlas Okyanusu’na bakıyordum.

İki noktanın doğası ve verdiği his farklıydı. Fakat ortak bir yanları vardı: Her ikisi de uzun bir yolculuğun sonunda ulaşılan, insana geride bıraktığı kilometreleri düşündüren yerlerdi.

Cabo da Roca’ya ulaşmak, benim için yalnızca başka bir coğrafi uç noktayı tamamlamak değildi. Kuzeyden sonra batıya da kendi motosikletimle ulaşmıştım.

Ancak uzun motosiklet yolculuklarında bir hedefe varmak, seyahatin bittiği anlamına gelmiyor. Çünkü gidiş kadar dönüş yolu da yeni kararlar, yeni rotalar ve yeni deneyimler taşıyor.

Benim Cabo da Roca dönüşüm de tam olarak böyle oldu.

İspanya Sıcağı ve Değişen Dönüş Planı

Dönüş rotamı hazırlarken Madrid ve Barcelona’yı da plana eklemiştim. Fakat uzun seyahatlerde masa başında yapılan planlarla yolun gerçekleri her zaman aynı olmuyor.

İspanya’nın sıcağı, yolculuğun bu bölümünde beni fazlasıyla zorlamaya başladı. Madrid ve Barcelona’ya gitmek, planı aynen uygulamak anlamına gelecekti. Fakat artık neye ihtiyacım olduğunu biliyordum.

Büyük şehirlerden çok dağlara dönmek istiyordum.

Bu nedenle rotamdaki Madrid ve Barcelona’yı iptal ettim. Bu karar benim için bir eksiklik olmadı. Aksine, uzun yolculuklarda gerektiğinde rota değiştirebilmenin ne kadar doğru olabileceğini gösterdi.

Yolculuk planı insana yön verir; fakat plan, seyahatin kendisinden daha önemli değildir. Hava koşulları, yorgunluk ve o an ne yapmak istediğiniz değişebilir. Böyle durumlarda yalnızca hazırlanan plana bağlı kalmak yerine, yolculuğun sesini dinlemek gerekir.

Ben de öyle yaptım ve âşık olduğum Andorra’ya yeniden gitmeye karar verdim.

Andorra’ya İkinci Kez Dönmek

Aynı yolculuk içerisinde Andorra’ya ikinci kez gitmek başlangıçtaki planımda yoktu.

Fakat Andorra’yı ilk gördüğüm andan itibaren sevmiştim. Dağları, yolları ve havası bende güçlü bir iz bırakmıştı. İspanya’nın sıcağından bunaldığımda ve rotamı değiştirmeye karar verdiğimde, gitmek istediğim yerin neresi olduğunu düşünmem gerekmedi.

Yeniden Andorra’ya döndüm ve burada iki gün daha geçirdim.

Böylece bu küçük dağ ülkesinde toplam dört gün kalmış oldum. Bir yere aynı yolculuk içinde ikinci kez dönmek, orayı gerçekten sevdiğinizin en açık göstergelerinden biri olabilir.

İlk gelişimde Andorra, rotam üzerindeki merak ettiğim bir noktaydı. İkinci gelişimde ise artık tanıdığım ve yeniden görmek istediğim bir yerdi.

Bazen bir seyahatin en değerli anları, aylar önce planlananlar değil, yol üzerinde alınan ani ama doğru kararlarla ortaya çıkıyor. Madrid ve Barcelona’yı iptal ederek Andorra’ya dönmek de benim için böyle bir karardı.

Bu değişiklik sayesinde kalabalık ve sıcak şehir yolları yerine yeniden Pireneler’in serinliğine ve virajlarına kavuşmuş oldum.

Dönüş Yolundaki Büyük Sürpriz

Cabo da Roca seyahatimin dönüş bölümüne kendim için özel bir sürpriz eklemiştim.

Fransa’nın dağ yolları üzerinden iki önemli rotayı arka arkaya tamamlamak istiyordum. Önce güneyden kuzeye Fransa’nın etkileyici balkon yollarından ilerleyecek, ardından kuzeyden güneye Route des Grandes Alpes’i, yani Fransa’nın Büyük Alpler Rotası’nı geçecektim.

Bu bölüm, eve doğru yapılan sıradan bir dönüş olmayacaktı. Aksine, yolculuğun en güçlü motosiklet etaplarından biri olacaktı.

Fransa’nın balkon yolları, dağ yamaçlarına tutunan yapıları ve yüksekten sundukları manzaralarla insana farklı bir sürüş deneyimi yaşatıyor. Bir tarafta kayalık dağ duvarı, diğer tarafta derin vadiler bulunuyor. Yol bazen o kadar sıra dışı bir konumdan ilerliyor ki yalnızca sürüşe değil, bulunduğunuz coğrafyaya da hayran kalıyorsunuz.

Bu yolları güneyden kuzeye doğru geçtikten sonra rotamın yönünü değiştirdim ve Route des Grandes Alpes’i kuzeyden güneye tamamladım.

Route des Grandes Alpes Motosiklet Rotası

Route des Grandes Alpes, Fransa Alpleri’nin en özel motosiklet rotalarından biri.

Yüksek dağ geçitlerini birbirine bağlayan bu rota; keskin virajları, sürekli değişen yüksekliği ve büyük Alp manzaralarıyla motosiklet kullanıcıları için unutulmaz bir deneyim sunuyor.

Ben rotayı kuzeyden güneye doğru tamamladım.

Bu yolculukta Pireneler’in ardından Alpler’de de motosiklet sürmek, iki büyük Avrupa dağ sistemini aynı seyahat içerisinde yaşamamı sağladı. Her ikisi de kendine özgü bir doğaya ve yol karakterine sahipti.

Pireneler daha sakin ve kendine has bir atmosfer sunarken, Alpler yüksek geçitleri ve büyük dağ görüntüleriyle farklı bir güç taşıyordu.

Route des Grandes Alpes’i tamamlamak benim için yalnızca bu seyahatin özel bir bölümü değildi. Aynı zamanda 2024 yılında başladığım daha büyük bir Alp rotasının da eksik kalan parçasını tamamlıyordu.

2024’te Başlayan Alp Rotasının Tamamlanması

2024 yılında Slovenya’dan Alpler’in en doğusuna girmiş ve İsviçre’ye kadar uzanan bir Alp rotası yapmıştım.

Bu yolculuk, Alpler’in doğu ve orta bölümlerini motosikletle deneyimlememi sağlamıştı. Fakat haritada hâlâ tamamlamak istediğim bir devam yolu vardı.

Cabo da Roca dönüşünde Route des Grandes Alpes’i geçerek Fransa Alpleri’ni de rotama ekledim. Böylece 2024 yılında Slovenya’dan başlayan ve İsviçre’ye kadar uzanan Alp yolculuğumun batıya doğru devam eden bölümünü tamamlamış oldum.

Farklı yıllarda yapılan iki seyahat, harita üzerinde birbirine bağlanmıştı.

Bu benim için çok özel bir duyguydu. Çünkü bazı rotalar tek seferde tamamlanmıyor. Bir yolculukta başlayan hikâye, başka bir yıl ve başka bir yolculukta devam edebiliyor.

2024 yılında doğudan başladığım Alp rotasını, Cabo da Roca dönüşünde Fransa’nın büyük Alp yollarıyla tamamlamak, yalnızca bir güzergâhı bitirmek anlamına gelmiyordu. Yıllar arasında devam eden motosiklet hikâyemin yeni bir parçasını yerine oturtuyordu.

Motosikleti Sète Limanı’ndan Türkiye’ye Göndermek

Fransa’daki dağ rotalarını tamamladıktan sonra dönüş yolculuğumda daha önce yapmadığım bir şeyi denedim.

Fransa’nın Sète Limanı’ndan motosikletimi Ro-Ro gemisiyle Türkiye’ye gönderdim. Ben ise uçakla Türkiye’ye döndüm.

Bu karar kesinlikle çok mantıklı oldu.

Uzun bir motosiklet seyahatinin ardından aynı yolları hızlıca geri dönmek, hem fiziksel hem de zihinsel açıdan yorucu olabiliyor. Ben görmek istediğim rotaları tamamlamış, Cabo da Roca’ya ulaşmış, Pireneler’i ve Alpler’i geçmiş durumdaydım.

Bu noktadan sonra uzun bağlantı yollarını yeniden motosikletle geçmek yerine motosikletimi gemiyle göndermek ve uçakla dönmek, yolculuğu doğru yerde tamamlamamı sağladı.

Motosikleti Ro-Ro gemisiyle gönderme süreci, maliyeti, hazırlıkları ve dikkat edilmesi gereken ayrıntılar ise ayrı bir yazının konusu olacak kadar kapsamlı. Bu deneyimi başka bir başlık altında ayrıntılı olarak anlatacağım.

Şimdilik söyleyebileceğim şey, bu yöntemin benim yolculuğum açısından son derece doğru ve mantıklı bir karar olduğudur.

Cabo da Roca Yolculuğunda Rota Hazırlığının Önemi

Bu seyahat bana bir kez daha gösterdi ki uzun motosiklet yolculuklarında iyi rota hazırlığı, deneyimin kalitesini doğrudan değiştiriyor.

Üç ay boyunca çalıştığım rota sayesinde Andorra ve Picos de Europa gibi bölgelerde ne yapmak istediğimi biliyordum. Özellikle Picos de Europa’da, bölgeye ilk kez gitmeme rağmen sanki daha önce orada bulunmuşum gibi rahat hareket edebildim.

Ancak iyi bir rota hazırlamak, plana hiçbir koşulda bağlı kalmak anlamına gelmiyor.

Madrid ve Barcelona’yı iptal edip Andorra’ya yeniden dönmem bunun en iyi örneğiydi. Plan bana yol gösterdi; fakat şartlar değiştiğinde rotayı değiştirme özgürlüğünü de kullandım.

Bence doğru planlama tam olarak böyle olmalı. Yolculuğun ana hedeflerini ve önemli noktalarını korumalı, ancak yolun getireceği değişikliklere de izin vermeli.

Çünkü motosiklet seyahati yalnızca çizilmiş bir rotayı uygulamak değildir. Hava durumunu, bedeninizi ve o anda gerçekten ne istediğinizi dinlemektir.

İmkânı Olan Her Motosiklet Kullanıcısı Neden Cabo da Roca’ya Gitmeli?

Cabo da Roca’ya ulaşmak, yalnızca Avrupa ana karasının en batı ucunda bir fotoğraf çekmek değildir.

Bu yolculuk, Türkiye’den yola çıkan bir motosiklet kullanıcısına Avrupa’nın birbirinden çok farklı coğrafyalarını aynı rota üzerinde yaşama fırsatı sunuyor. Balkanlar’dan Orta Avrupa’ya, Akdeniz kıyılarından Pirene Dağları’na, kuzey İspanya’nın yeşil doğasından Portekiz’in Atlas Okyanusu kıyılarına kadar sürekli değişen bir yolculuk yapıyorsunuz.

Rotanızı benim yaptığım gibi dağlara ve milli parklara göre oluşturduğunuzda, Cabo da Roca yalnızca son hedef oluyor. Asıl deneyim, o noktaya ulaşana kadar geçen yolların tamamında ortaya çıkıyor.

Andorra’nın dağ yollarında sürmek, İspanya ve Fransa Pireneleri’ni geçmek, Picos de Europa’da kaybolmadan dolaşmak ve sonunda Atlas Okyanusu’nun karşısında durmak, motosikletle yaşanabilecek en güzel yolculuklardan birini oluşturuyor.

Dönüşe Fransa’nın balkon yollarını ve Route des Grandes Alpes’i de eklediğinizde, ortaya yalnızca bir Portekiz seyahati değil, Avrupa’nın en etkileyici motosiklet rotalarından bazılarını birleştiren büyük bir yol çıkıyor.

Elbette herkesin rotası, zamanı ve görmek istediği yerler farklı olacaktır. Cabo da Roca’ya giden tek bir doğru yol yok. Zaten bu yolculuğu özel yapan şeylerden biri de bu.

Kendi ilgi alanlarınıza göre rotayı değiştirebilir, şehirleri veya dağları tercih edebilir, yolculuğu hızlandırabilir ya da belirli bölgelerde daha uzun kalabilirsiniz.

Ancak bir motosiklet kullanıcısı için Avrupa’nın doğusundan başlayıp Atlas Okyanusu’na kadar kendi motosikletiyle ulaşmanın verdiği duygu kolay tarif edilemez.

Harita üzerinde baktığınız uzak bir nokta, günün birinde motosikletinizin durduğu gerçek bir yere dönüşüyor.

Bir Varış Noktasından Daha Fazlası

Cabo da Roca bu seyahatin ana hedefiydi. Fakat geriye dönüp baktığımda yolculuğu yalnızca oraya ulaştığım anla hatırlamıyorum.

Andorra’da geçirdiğim ilk iki günü, Pireneler’in virajlarını, Picos de Europa’da rota hazırlığımın karşılığını alışımı ve Atlas Okyanusu’na ulaştığım anı birlikte düşünüyorum.

İspanya’nın sıcağında verdiğim rota değişikliği kararını, Andorra’ya ikinci kez dönmenin mutluluğunu, Fransa’nın balkon yollarını ve Route des Grandes Alpes’i tamamlamayı da bu hikâyenin ayrılmaz parçaları olarak görüyorum.

Sonunda motosikletimi Sète Limanı’ndan gemiye verip uçakla Türkiye’ye döndüğümde yalnızca başka bir uzun seyahati tamamlamış değildim.

Nordkapp’ın ardından Avrupa’nın batı ucuna da ulaşmıştım. Yıllar içinde yaptığım Alp rotasının eksik parçasını tamamlamış, Pireneler’de motosiklet sürmüş ve uzun zamandır görmek istediğim Picos de Europa’yı kendi hazırladığım rotayla gezmiştim.

Bir kez daha anladım ki haritadaki uç noktalar insana yola çıkmak için güzel bir neden veriyor. Fakat o noktaları değerli yapan, arada yaşananların tamamı.

Cabo da Roca’ya vardığımda önümde Atlas Okyanusu vardı. Arkamda ise ülkeler, dağlar, virajlar, değişen planlar ve kendi kararlarımla oluşturduğum uzun bir rota…

Avrupa’nın batı ucuna ulaşmıştım.

Ama bu yolculukta bulduğum asıl şey, yine yolun kendisiydi.

Rotalarım

Diğer Rotalarıma Göz Atın

Motosikletle Alp Dağları

Bazı yolculuklar, bittikten sonra insanı evine döndürür. Bazılarıysa henüz tamamlanmadan bir sonraki yolculuğun hayalini kurdurmaya başlar.

Nordkapp Motosiklet Turum

21 Günde, Tek Başıma 12.000 Kilometre.Bazı yollar sizi yalnızca bir yere götürür. Bazı yollar ise sizi değiştirir. Nordkapp, benim için ikinci türden bir yolculuktu.

İlk Yurt Dışı Motosiklet Rotam

Bazı yolculukların nereye varacağını daha yola çıkmadan bilirsiniz. Gideceğiniz şehir, izleyeceğiniz rota ve eve döneceğiniz tarih bellidir.

Dünyayı, kendi motosikletinizle keşfedin!

İletişim

Adres

Dr. Ziya Kaya mah. Kumsal sok. 47/c

(Yeni Sahil), Bursa

Email

info@sologsrider.com

Phone

+09000000

Takip Edebilirsiniz!

Best Travel Theme

Elementor Demos

With Love Travel WordPress Theme you will have everything you need to create a memorable online presence. Start create your dream travel site today.