Nordkapp Motosiklet Turum: 21 Günde, Tek Başıma 12.000 Kilometre
Bazı yolculuklar, insanın yola çıktığı gün başlamaz. Çok daha önce, zihnin bir köşesine yerleşen küçük bir hayalle başlar. Benim Nordkapp seyahatim de aslında motosikletimi kuzeye sürdüğüm gün değil, motosiklete başladığım ilk yıllarda başladı.Nordkapp, o yıllardan beri gitmek istediğim bir noktaydı. Oraya motosikletle ulaşan insanlara büyük bir hayranlıkla bakardım. Fotoğraflarını, videolarını ve yol hikâyelerini takip eder; bir gün aynı yolu benim de yapıp yapamayacağımı düşünürdüm.
Fakat beni Nordkapp’a çeken şey yalnızca o meşhur metal küreye ulaşmak değildi. Hatta belki de küre, bütün bu yolculuğun en küçük parçasıydı. Beni asıl çağıran; kuzeyin sessizliği, yolların giderek yalnızlaşması ve insanın kendisiyle baş başa kaldığı o büyük boşluktu.
Bu nedenle Nordkapp yolculuğunu tek başıma yapmam gerektiğini hissediyordum. Bu, benim için yalnızca uzun bir motosiklet turu olmayacaktı. Kendimle kalacağım, sınırlarımı göreceğim ve gündelik hayatın gürültüsünden uzaklaşacağım kişisel bir yolculuk olacaktı.
Öyle de oldu.
Dört Aylık Nordkapp Hazırlığı
Böylesine uzun bir motosiklet seyahatine yalnızca istekle çıkılmıyor. İyi bir hazırlık yapmak, özellikle de yolculuğu tek başınıza gerçekleştirecekseniz, en az rota kadar önemli.Nordkapp motosiklet turum için rota ve ekipman hazırlığım yaklaşık dört ay sürdü. Bu süreçte çok sayıda seyahat videosu izledim, daha önce bu bölgelere giden insanların deneyimlerini araştırdım ve karşılaşabileceğim koşulları anlamaya çalıştım.
Norveç’te yaşayan bir dostumdan da önemli bilgiler ve tavsiyeler aldım. Norveç’in değişken hava şartlarından yol durumuna, görülecek yerlerden tercih edilebilecek güzergâhlara kadar birçok konuda onun tecrübelerinden yararlandım.
Rotamı oluştururken en başından beri büyük şehirlerden mümkün olduğunca uzak kalmak istiyordum. Çünkü bu seyahatte aradığım şey şehir kalabalıkları, turistik merkezler veya hızlıca tamamlanacak bir kontrol listesi değildi. Dağ yollarından ilerlemek, Norveç’in doğasını yakından görmek ve özellikle fiyortların tadını çıkarabilmek istiyordum.
Bu nedenle rotamı ağırlıklı olarak şehir merkezlerinden uzak dağ yolları üzerinden hazırladım. Neredeyse hiçbir büyük şehre girmedim. Bu tercih zaman zaman yolu uzattı; ancak Norveç’i gerçekten yaşamamı sağlayan da tam olarak bu oldu.
Gemlik’ten Nordkapp’a Uzanan Yolculuğun Başlangıcı
Yolculuğuma Bursa’nın Gemlik ilçesinden başladım. İlk hedefim, mümkün olduğunca hızlı bir şekilde Danimarka’ya ulaşmaktı. Üç gün boyunca Avrupa’yı geçerek Danimarka’ya vardım.Bu ilk bölüm, seyahatin doğayla iç içe geçecek kısmına ulaşmak için aşmam gereken uzun bir bağlantı etabı gibiydi. Günler, kilometreler ve sınırlar art arda geçti. Fakat kuzeye doğru ilerledikçe, yıllardır zihnimde taşıdığım hayale biraz daha yaklaştığımı hissediyordum.
Danimarka’dan feribota binerek Norveç’in Kristiansand şehrine geçtim. Feribottan indiğimde artık asıl yolculuğumun başladığını biliyordum.
Önümde, yıllardır merak ettiğim Norveç ve beni kıtanın en kuzeyine götürecek uzun yollar vardı.
Norveç Beklediğimden Çok Daha Güzeldi
Norveç’i her zaman merak etmişimdir. Fotoğraflarda gördüğüm fiyortlar, kıvrımlı dağ yolları ve kuzeyin sert doğası beni yıllardır etkilerdi. Buna rağmen Norveç’in bu kadar güzel bir ülke olabileceğini tahmin etmemiştim.İnsanlarıyla ve doğasıyla beni fazlasıyla etkileyen bir ülke oldu. Manzaralar bazen insana gerçek olamayacak kadar kusursuz görünüyordu. Dağların arasından geçen yollar, yükseklerden aşağı dökülen şelaleler, denizin karaların içine kadar ilerlediği fiyortlar ve sürekli değişen gökyüzü, her gün yeni bir görüntü sunuyordu.
Motosikletle seyahat etmenin en güzel taraflarından biri de bütün bunların dışında değil, tam ortasında olmanızdır. Bir otomobilin camından manzarayı izlemiyorsunuz. Rüzgârı, havanın sıcaklığını, nemini ve yolun kokusunu doğrudan hissediyorsunuz. Yağmur başladığında ıslanıyor, hava soğuduğunda üşüyor, güneş çıktığında onun sıcaklığını üzerinizde hissediyorsunuz.
Bu yüzden Norveç’i motosikletle geçmek, yalnızca bir yerden başka bir yere ulaşmak değil; doğanın içinde ilerlemek anlamına geliyor.
Lysevegen ve Lysebotn Yollarında
Norveç motosiklet rotam boyunca yıllardır fotoğraf ve videolarda gördüğüm pek çok yere gitme fırsatı buldum. Bunlardan ilki, motosiklet kullanıcılarının yakından tanıdığı Lysevegen ve Lysebotn bölgesiydi.Keskin virajları, dağların arasında ilerleyen yolu ve yükseklerden görünen manzaralarıyla Lysevegen, daha önce ekranda izlediğim ama bir gün kendi motosikletimle sürmek istediğim rotalardan biriydi.
Oraya ulaşıp o virajları kendi gözlerimle görmek, motosikletimle o yoldan geçmek inanılmaz bir duyguydu. Fotoğraflar bir yer hakkında fikir verebilir; fakat motorun sesini dağların arasında duymak, virajlara girerken çevrenizde yükselen kayalıkları görmek ve manzaranın içinde ilerlemek çok başka bir deneyim.
Geiranger, Trollstigen ve Atlantik Okyanusu Yolu
Norveç boyunca ilerlerken Geiranger, Trollstigen ve Atlantic Ocean Road gibi dünyaca ünlü rotaları da gördüm.Geiranger, fiyort manzarasının büyüklüğünü ve Norveç doğasının insana kendisini ne kadar küçük hissettirebildiğini en güçlü biçimde yaşadığım yerlerden biriydi. Dağların arasına uzanan su, yamaçlardan inen şelaleler ve tepelerden görülen manzara, uzun süre unutulabilecek gibi değildi.
Trollstigen ise kıvrımları ve dik dağların arasındaki konumuyla motosiklet sürüşünü başlı başına bir deneyime dönüştürdü. Yıllarca fotoğraflarda gördüğüm bu yolu kendi motosikletimle geçmek, yolculuk hayalimin parçalarının birer birer gerçeğe dönüşmesi anlamına geliyordu.
Atlantic Ocean Road, yani Atlantik Okyanusu Yolu da denizle yolun iç içe geçtiği farklı bir tecrübe sundu. Köprülerin ve küçük adaların üzerinden ilerlerken okyanusu bu kadar yakından hissetmek, Norveç’in neden motosiklet seyahati için eşsiz ülkelerden biri olduğunu bir kez daha gösterdi.
Bu noktaların her biri tek başına görülmeye değerdi. Ancak benim için asıl güzellik, onları birbirine bağlayan isimsiz yollardaydı. Haritalarda yalnızca ince bir çizgi olarak görünen dağ yolları, küçük yerleşimler ve fiyort kıyıları çoğu zaman ünlü noktalardan bile daha fazla etkiledi beni.
Lofoten Adaları ve Hiç Kararmayan Gökyüzü
Norveç yolculuğumun en özel duraklarından biri hiç şüphesiz Lofoten Adaları oldu.Lofoten gerçekten inanılmaz bir takımada. Denizden yükselen keskin dağlar, küçük balıkçı köyleri, kıyılar ve kuzeye özgü ışık, buraya dünyanın başka bir köşesindeymişsiniz hissi veriyor.
Yaz aylarında havanın hiç kararmaması ise başlı başına büyük bir doğa olayı. Alışık olduğumuz gece ve gündüz düzeni burada ortadan kalkıyor. Saatler ilerliyor, gece yarısı geliyor; fakat gökyüzü kararmıyor. Güneş ufka yaklaşıyor, çevredeki ışığın rengi değişiyor ama gün sona ermiyor.
Bu durum motosiklet üzerinde zaman algısını da değiştiriyor. Önünüzde sürekli aydınlık bir yol bulunuyor ve çevrenizdeki manzaralar kaybolmak yerine farklı renklere bürünüyor. İnsanın durup uzun süre yalnızca çevresini seyretmek istediği anlar yaşanıyor.
Lofoten’in sunduğu manzaraları kendi gözlerimle görmek, bu uzun seyahatin en unutulmaz bölümlerinden biri oldu.
Tromsø’dan Sonra Başlayan Büyük Yalnızlık
Kuzeye doğru ilerledikçe Norveç’in görüntüsü de yaşamın ritmi de değişmeye başladı. Özellikle Tromsø’dan sonra yerleşimler seyrekleşti. Ağaçlar giderek azaldı ve doğa daha sade, daha sert bir hâl aldı.Yolların çevresinde şehirlerin ve kalabalıkların yerini geniş boşluklar almaya başladı. İnsan sayısı azalırken ren geyikleri daha sık görünür oldu. Kuzeye doğru yaptığım her kilometrede, gündelik hayatın tanıdık görüntülerinden biraz daha uzaklaşıyordum.
Beni yıllardır Nordkapp’a çeken yalnızlık duygusu tam olarak buydu.
Bu yalnızlık, insanı rahatsız eden veya korkutan bir yalnızlık değildi. Aksine, kendisiyle baş başa kalmak isteyen biri için mükemmel bir ortam oluşturuyordu. Motosikletin sesi, rüzgâr, yol ve siz… Başka hiçbir şeyin dikkatinizi dağıtmadığı uzun saatler.
Günlük hayatta zihnimizin ne kadar fazla sesle dolu olduğunu ancak bu seslerden uzaklaşınca fark ediyoruz. Yolda çözülmesi gereken en temel konulara odaklanıyorsunuz: hava, yakıt, yiyecek, dinlenmek ve bir sonraki durak. Hayat bir anda sadeleşiyor.
Belki de bu nedenle uzun motosiklet yolculukları insana iyi geliyor. Düşünceler yavaş yavaş yerini buluyor. Önemsiz sorunlar anlamını kaybediyor ve insan kendisini daha açık biçimde duymaya başlıyor.
Nordkapp’a Yaklaşırken
Nordkapp’a yaklaştıkça içimde büyüyen heyecanı anlatmak kolay değil.Yıllar boyunca uzaktan baktığım, videolarını izlediğim ve bir gün ulaşmayı hayal ettiğim yer artık yalnızca birkaç saat, ardından birkaç kilometre uzağımdaydı. Yol üzerindeki her tabela, mesafenin biraz daha azaldığını gösteriyordu.
Bu noktada yalnızca seyahatin sonuna yaklaşmıyordum. Motosiklete başladığım ilk yıllardan beri zihnimde taşıdığım bir hayale yaklaşıyordum. Dört ay süren hazırlığın, Avrupa boyunca geçilen yolların, fiyortların, dağ geçitlerinin ve kuzeydeki uzun yalnızlığın tamamı beni o noktaya getiriyordu.
Sonunda Nordkapp’a ulaştım.
Karşımda yıllardır fotoğraflarda gördüğüm metal küre, onun arkasında ise sonsuzmuş gibi uzanan Kuzey Buz Denizi vardı. Fakat o anda hissettiğim şey, yalnızca bir hedefe varmanın mutluluğu değildi.
Yol boyunca yaşadığım her şey, o görüntünün içinde toplanmış gibiydi.
Nordkapp’ta Gece Yarısı Güneşi
Nordkapp’a ulaşmanın en özel yanlarından biri, gece yarısı güneşini orada görebilmekti.Güneş batmıyordu. Saat ilerliyor, gece yarısı geliyor; fakat metal kürenin ve sonsuz okyanus manzarasının üzerindeki ışık kaybolmuyordu. Gün ile gece arasındaki alışılmış sınır silinmişti.
Ben de yıllardır merak ettiğim gece yarısı güneşinin tadına vardım.
Nordkapp’taki o küre elbette yolculuğun simgesi. Ancak oraya ulaştığınızda anlıyorsunuz ki mesele yalnızca kürenin önünde bir fotoğraf çekmek değil. Asıl anlam, o fotoğrafı çektiğiniz noktaya gelene kadar geçtiğiniz binlerce kilometrede saklı.
Nordkapp, harita üzerindeki bir varış noktası olabilir; fakat insanın zihninde yolculuğun tamamını temsil ediyor. O anda ne kadar yol yaptığınızı, neler gördüğünüzü, hangi zorlukları aştığınızı ve bütün bunları neden yapmak istediğinizi düşünüyorsunuz.
Benim için o metal küreye ulaşmak bir son değil, uzun zamandır içimde taşıdığım bir düşüncenin gerçeğe dönüşmesiydi.
Dönüş Rotası: Finlandiya, Baltıklar ve Transfăgărășan
Nordkapp’a ulaştıktan sonra dönüş yolunda farklı bir rota tercih ettim. Bu kez Finlandiya üzerinden güneye inmeye başladım.Norveç’in dağlık ve fiyortlarla çevrili coğrafyasından sonra Finlandiya daha farklı bir görüntü sundu. Yolculuğun dönüş bölümü Estonya ve Letonya üzerinden devam etti. Böylece kuzeye çıkarken gördüğüm rotaları tekrarlamak yerine, farklı ülkeleri ve yolları deneyimleme fırsatı buldum.
Eve dönmeden önce yolculuğa bir de Romanya’nın ünlü Transfăgărășan yolunu ekledim. Dünyanın en dikkat çekici sürüş rotalarından biri olarak bilinen bu yolu da geçerek seyahatimin son büyük sürüş deneyimini yaşadım.
Ardından yeniden Gemlik’e, başladığım noktaya ulaştım.
21 Gün, 12.000 Kilometre ve Tek Bir Motosiklet
Bu yolculuk toplam 21 gün sürdü. Bu süre boyunca yaklaşık 12.000 kilometre yol yaptım ve seyahatin tamamını tek başıma gerçekleştirdim.Rakamlar ilk bakışta yolculuğun büyüklüğünü anlatıyor gibi görünebilir: 21 gün, 12.000 kilometre, sayısız viraj, farklı ülkeler ve uzun sürüş saatleri…
Fakat benim için bu seyahatin anlamı kilometrelerden çok daha fazlasıydı.
Bu yolculuk büyük bir meditasyondu.
Günler boyunca kaskımın içinde kendi düşüncelerimle kaldım. Bazen saatlerce kimseyle konuşmadan yalnızca yolu izledim. Doğanın büyüklüğü karşısında günlük endişelerin ne kadar küçük olduğunu gördüm. Yoruldum, zorlandım, heyecanlandım ve defalarca yalnızca bulunduğum yerde olduğum için kendimi şanslı hissettim.
Tek başına seyahat etmek, insanın hem güçlü hem de eksik taraflarını görmesini sağlıyor. Vereceğiniz her karar size ait. Yanlış yola girdiğinizde, hava değiştiğinde veya yorulduğunuzda sorumluluğu paylaşabileceğiniz başka biri yok. Fakat aynı şekilde, başardığınız her kilometrenin verdiği duygu da tamamen size ait.
Bu yüzden Nordkapp yolculuğu benim için yalnızca bir motosiklet macerası değil, kendimi daha yakından tanıdığım bir süreç oldu.
İmkânı Olan Her Motosiklet Kullanıcısı Neden Nordkapp’a Gitmeli?
Bence imkânı olan her motosiklet kullanıcısı hayatında en az bir kez Nordkapp yolculuğu yapmalı.Bunu metal kürenin önünde fotoğraf çektirmek için söylemiyorum. Nordkapp’a giden yol, varış noktasından çok daha büyük bir deneyim sunuyor.
Norveç’in dağ yollarında motosiklet kullanmak, fiyortların kıyısında ilerlemek, Lysebotn’un virajlarını dönmek, Geiranger manzarasını görmek, Trollstigen’den geçmek, Atlantik Okyanusu’nun yanında sürmek ve Lofoten’in hiç kararmayan gökyüzü altında yol almak, motosiklet üzerinde yaşanabilecek en özel deneyimler arasında.
Kuzeye ilerledikçe doğanın ve hayatın değişimine tanık oluyorsunuz. Ağaçlar azalıyor, yerleşimler seyrekleşiyor ve geriye yalnızca yol kalıyor. Bu sadeleşme insana kendi hayatına dışarıdan bakabileceği bir alan açıyor.
Elbette Nordkapp kolay bir yolculuk değil. Uzun mesafeler, değişken hava koşulları, yorgunluk ve yalnızlık bu yolun bir parçası. Hazırlık, doğru ekipman ve planlama gerekiyor. Fakat bütün bunlar, yolculuğun sonunda hissedilen anlamı daha da güçlendiriyor.
Motosiklet, bazen yalnızca iki tekerlekli bir ulaşım aracı değildir. İnsanı ulaşmak istediği yere götürürken, kendi içine de yaklaştırır. Nordkapp rotası bunun en güçlü örneklerinden biri.
Oraya vardığınızda dünyanın sonuna ulaşmış gibi hissedebilirsiniz. Fakat gerçekte ulaştığınız yer, belki de uzun zamandır içinizde aradığınız sessizliktir.
Nordkapp Bir Varış Noktasından Daha Fazlası
Gemlik’ten başlayıp Nordkapp’a uzanan ve Finlandiya, Estonya, Letonya ile Transfăgărășan üzerinden yeniden eve dönen bu 12.000 kilometrelik yolculuk, hayatım boyunca unutamayacağım deneyimlerden biri oldu.
Yıllarca hayranlıkla izlediğim insanların geçtiği yollardan ben de geçtim. Fotoğraflarda gördüğüm yerleri kendi gözlerimle gördüm. Kuzeyin yalnızlığını, gece yarısı güneşini ve sonsuz okyanus manzarasını yaşadım.
Ama hepsinden önemlisi, bu yolculuğu tek başıma yaptım.
Nordkapp bana büyük hayallerin bir anda değil; hazırlıkla, sabırla ve kilometre kilometre gerçekleştiğini gösterdi. İnsan bazen aradığı şeyi bir varış noktasında değil, o noktaya doğru giderken buluyor.
Ben Nordkapp’a metal küreyi görmek için gitmedim. O küreye kadar uzanan yolu, kuzeyin yalnızlığını ve kendimle baş başa kalmayı yaşamak için gittim.
Döndüğümde geride 21 gün ve 12.000 kilometre kalmıştı. Fakat benimle eve gelen şey, rakamlarla anlatılamayacak kadar büyüktü.
Bazı yollar sizi yalnızca bir yere götürür.
Bazı yollar ise sizi değiştirir.
Nordkapp, benim için ikinci türden bir yolculuktu.