Motosikletle Alp Dağları

Motosikletle Alp Dağları: Slovenya’dan Dolomitler ve Stelvio Geçidi Üzerinden İsviçre’ye

Bazı yolculuklar, bittikten sonra insanı evine döndürür. Bazılarıysa henüz tamamlanmadan bir sonraki yolculuğun hayalini kurdurmaya başlar.

Benim Alp Dağları yolculuğum da aslında 2024 yılında değil, bir yıl önce Romanya’da başladı.

2023 yılında motosikletimle ilk kez Romanya’daki Karpat Dağları’na gitmiştim. Karpatlar’ın dağ yollarında motosiklet sürdükten, virajlarını döndükten ve o coğrafyanın verdiği özgürlük duygusunu yaşadıktan sonra artık duramayacağımı biliyordum.

Dağlarda motosiklet kullanmanın nasıl farklı bir his olduğunu orada daha güçlü biçimde anlamıştım. Bir sonraki hedefimin ne olacağı da benim için oldukça açıktı:

Alp Dağları.

Ancak bu, sıradan bir Alp gezisi olmamalıydı. Birkaç ünlü dağ geçidine uğrayıp ardından ana yollardan devam etmek istemiyordum. Alpler’e mümkün olduğunca doğudan girmeli ve gidebildiğim kadar dağların üzerinde ilerlemeliydim.

Bu düşünceyle 2024 yılında Slovenya’dan başlayıp Avusturya’ya, İtalya Dolomitleri’ne ve oradan İsviçre’ye uzanacak motosiklet rotamı hazırlamaya başladım.

Rotanın ana hedefleri belliydi: Vršič Geçidi, Grossglockner, Dolomitler, Stelvio Geçidi ve Furka Geçidi…

Fakat benim için bu yolculuğun anlamı yalnızca bu ünlü noktaların isimlerinden ibaret değildi. Asıl istediğim, Alpler’in en doğusundan başlayarak mümkün olduğunca dağ yollarının üzerinde kalmaktı.

Karpatlar’da Başlayan Dağ Tutkusu

2023 yılında motosikletimle Romanya’daki Karpat Dağları’na yaptığım seyahat, benim için önemli bir dönüm noktası oldu.

Karpatlar’a gitmeden önce de uzun yolculukları ve virajlı dağ yollarını seviyordum. Fakat o seyahatten sonra motosikletle dağlarda olmanın benim için başka bir anlam taşıdığını fark ettim.

Bir dağ yolunda ilerlerken yolculuğun bütün şartları sürekli değişir. Yol yükselir, hava serinler, manzara genişler ve her virajın arkasından başka bir görüntü çıkar. Bazen kısa bir mesafe içinde güneşten buluta, sıcak havadan soğuğa ve geniş vadilerden dar geçitlere ulaşırsınız.

Dağlarda motosiklet kullanırken yalnızca bir yerden başka bir yere gitmezsiniz. Yolun değişimini, yükseltisini ve karakterini doğrudan hissedersiniz.

Karpatlar’da yaşadığım bu deneyim, bende daha büyük bir dağ rotası yapma isteği oluşturdu. Eve döndüğümde artık bir sonraki hedefimi biliyordum.

Karpatlar’dan sonra sıra Alpler’deydi.

Neden Sıradan Bir Alp Rotası İstemedim?

Alp Dağları, Avrupa’daki motosiklet kullanıcıları için en özel bölgelerden biri. Sayısız dağ geçidi, virajlı yol ve etkileyici manzara sunuyor. Fakat benim için yalnızca Alpler’e gitmiş olmak yeterli değildi.

Rotanın kendi içinde bir hikâyesi olmasını istiyordum.

Alpler’in mümkün olduğunca doğusundan giriş yapmalı ve batıya doğru, gidebildiğim kadar dağların üzerinde ilerlemeliydim. Şehir merkezlerine inmeden, büyük yolları yalnızca gerektiğinde kullanarak dağ geçitlerini birbirine bağlamayı hedefliyordum.

Şehir merkezlerine gitmeyi pek sevmiyorum. Elbette şehirleri de merak ediyor ve geziyorum; fakat bunu genellikle uçakla veya otomobille yaptığım yolculuklarda tercih ediyorum.

Motosiklet üzerindeyken aradığım şey farklı.

Motosikletle seyahat ederken kalabalık şehir merkezlerinden, yoğun trafikten ve düz yollardan çok dağları, küçük köyleri ve virajlı yolları tercih ediyorum. Çünkü motosikletin bana verdiği özgürlük hissini en fazla bu coğrafyalarda yaşayabiliyorum.

Bir dağ yoluna girdikten sonra gerekmedikçe aşağı inmek istemiyorum. Yol uzasa bile dağların üzerinde kalmayı, bir geçitten diğerine ulaşmayı ve ana rotaların dışında kalan yolları kullanmayı seviyorum.

2024 Alp rotamı da bu düşünceye göre hazırladım.

Hedefim Türkiye’den hızlıca Slovenya’ya ulaşmak ve Vršič Geçidi üzerinden Alpler’e giriş yapmaktı. Buradan kuzeye dönerek Avusturya’ya geçecek, Grossglockner’i tamamladıktan sonra güneye inip İtalya Dolomitleri’ne ulaşacaktım.

Dolomitler’den sonraki büyük hedefim Stelvio Geçidi, ardından da İsviçre’deki Furka Geçidi ve Belvédère Oteli olacaktı.

Harita üzerinde bakıldığında bu rota, benim için yalnızca birbirine bağlanan yollar değildi. Doğudan batıya doğru ilerleyen kesintisiz bir Alp hikâyesiydi.

Slovenya’ya Doğru Hızlı Başlangıç

Rotamın ilk bölümünü mümkün olduğunca hızlı geçmek üzere planladım.

Amacım bağlantı yollarında fazla zaman kaybetmeden Slovenya’ya ulaşmaktı. Çünkü bu yolculukta asıl görmek ve yaşamak istediğim yerler, Slovenya’dan itibaren başlayacaktı.

Uzun motosiklet seyahatlerinde her kilometre aynı anlamı taşımıyor. Bazı yollar sizi hayalini kurduğunuz bölgeye ulaştırmak için geçmeniz gereken bağlantı etaplarıdır. Bazı yollar ise yolculuğa çıkmanızın asıl nedenidir.

Ben de ilk bölümü hızlı tamamlayıp zamanımı Alpler’e ayırmak istiyordum.

Slovenya’ya ulaştığımda yolculuğun benim için asıl bölümü başladı.

Önümde Vršič Geçidi vardı.

Vršič Geçidi’nden Alpler’e Giriş

Alp yolculuğuma Slovenya’daki Vršič Geçidi’nden başlamak benim için bilinçli bir tercihti.

Alpler’e mümkün olduğunca doğudan girmek ve rotayı buradan batıya doğru devam ettirmek istiyordum. Vršič Geçidi de hazırladığım yolculuğun başlangıç noktasını oluşturuyordu.

Dağların arasına girip Vršič yolunda yükselmeye başladığımda, uzun zamandır planladığım Alp yolculuğunun artık gerçekten başladığını hissettim.

Harita üzerinde aylar önce belirlediğim giriş noktası artık önümde gerçek bir dağ yoluydu. Virajlar yükseldikçe şehirlerden ve ana yollardan uzaklaşıyor, yapmak istediğim yolculuğun içine giriyordum.

Bir dağ geçidine ulaşmanın verdiği duyguyu yalnızca geçidin en yüksek noktasındaki tabela veya manzara oluşturmuyor. Oraya çıkarken dönülen her viraj, değişen hava ve yükseldikçe farklılaşan doğa da bu deneyimin bir parçası.

Vršič Geçidi, benim için yalnızca Slovenya’da geçtiğim güzel bir yol olmadı. Alpler’in doğusundan başlayan büyük rotamın ilk kapısı oldu.

2023 yılında Karpatlar’da büyüyen dağ yolculuğu isteğim, 2024 yılında Vršič Geçidi’nde yeni bir seviyeye ulaşıyordu.

Artık Alpler’deydim ve mümkün olduğunca dağların üzerinde kalacaktım.

Slovenya’dan Avusturya’ya

Vršič Geçidi’ni tamamladıktan sonra rotamı kuzeye, Avusturya’ya çevirdim.

Slovenya’dan Avusturya’ya doğru ilerlerken Alp coğrafyasının değişimini motosiklet üzerinde izlemek, seyahatin en güzel taraflarından biriydi. Ülke sınırları değişiyordu; fakat dağların oluşturduğu büyük rota devam ediyordu.

Benim için önemli olan da tam olarak buydu.

Rotayı yalnızca ülkelere göre düşünmüyordum. Slovenya, Avusturya, İtalya ve İsviçre elbette farklı ülkelerdi; ancak bu seyahatte hepsini birbirine bağlayan ana unsur Alp Dağları’ydı.

Sınırları geçiyor, fakat dağlardan ayrılmıyordum.

Avusturya’ya gelirken rotamda mutlaka bulunması gereken özel bir yol vardı: Grossglockner.

Buraya kadar gelip Grossglockner Yüksek Alp Yolu’na girmemek olmazdı.

Grossglockner Yüksek Alp Yolu

Grossglockner, Avrupa’da motosiklet kullanan pek çok kişinin görmek istediği rotalardan biri.

Ben de Alp rotamı hazırlarken burayı yolculuğun en önemli noktalarından biri olarak belirlemiştim. Slovenya’dan kuzeye Avusturya’ya geçtikten sonra Grossglockner’e yöneldim.

Grossglockner Yüksek Alp Yolu’na girdiğiniz andan itibaren sıradan bir geçiş yolunda olmadığınızı hissediyorsunuz. Yükseldikçe manzara genişliyor, çevrenizdeki dağların görüntüsü değişiyor ve virajlar sizi sürekli başka bir yüksekliğe taşıyor.

Motosikletle bu tür yollarda ilerlemek, yalnızca teknik bir sürüş keyfi sunmuyor. Dağın büyüklüğünü ve yolun o coğrafya içindeki yerini de doğrudan hissettiriyor.

Bir tarafta ardı ardına gelen virajlar, diğer tarafta durup uzun süre izlemek isteyeceğiniz manzaralar bulunuyor. Bazen yolun kendisine, bazen de çevrenizde yükselen dağlara odaklanıyorsunuz.

Grossglockner’i tamamlamak, benim için hazırladığım rotadaki önemli hedeflerden birini gerçekleştirmek anlamına geliyordu. Fakat yolculuğun daha büyük bir bölümü hâlâ önümdeydi.

Avusturya’dan sonra yeniden güneye dönecek ve İtalya’daki Dolomitler’e geçecektim.

Avusturya’dan İtalya Dolomitleri’ne

Grossglockner rotasını tamamladıktan sonra yönümü güneye çevirdim ve İtalya’ya geçtim.

Sıradaki hedefim Dolomitler’di.

Dolomitler, uzun zamandır motosikletle görmek istediğim bölgelerden biriydi. Kayalık dağ zirveleri, dağların arasındaki yollar ve her geçitte değişen manzaralar burayı Alp coğrafyası içinde bile farklı bir yere koyuyor.

Bu bölgeye ulaşmak yalnızca rotam üzerindeki başka bir hedefi tamamlamak değildi. Vršič Geçidi’nden başlayan yolculuğun yeni bir karaktere bürünmesiydi.

Slovenya’dan Avusturya’ya uzanan coğrafyanın ardından Dolomitler, kendine özgü dağ yapısıyla karşıma çıktı. Keskin ve etkileyici kaya oluşumları, küçük dağ yerleşimleri ve kıvrılarak yükselen yollar, motosiklet sürüşünü sürekli değişen bir manzaranın içine taşıyordu.

Dolomitler’de her virajın arkasından başka bir görüntü çıkıyor. Bazen dar bir vadiden ilerliyor, bazen de bir geçidin tepesine çıkarak çevrenizdeki zirveleri izliyorsunuz.

Motosikletle seyahat ederken şehir merkezlerinden uzak kalmak istememin nedenini burada bir kez daha anladım. Dağ yollarında geçen bir gün, benim için yoğun şehir trafiğinde geçirilen birkaç günden çok daha fazla anlam taşıyor.

Dolomitler’de önemli olan yalnızca bir sonraki noktaya ulaşmak değildi. Yolun kendisi, manzara ve motosikletle dağların arasında olma hissi başlı başına yolculuğun amacıydı.

Bu rotada hızlı olmak gibi bir hedefim yoktu. Alpler’e hızlı ulaşmak istemiştim; ancak dağlara girdikten sonra yolculuğun ritmini artık virajlar ve geçitler belirliyordu.

Bir Dağ Geçidinden Diğerine

Alp rotamın temel düşüncesi, dağlardan mümkün olduğunca ayrılmadan ilerlemekti.

Şehir merkezlerine inmek yerine küçük yerleşimlerden ve dağ yollarından geçiyor, bir geçidi tamamladıktan sonra diğerine yöneliyordum. Bu şekilde yolculuk, başlangıcı ve sonu olan tek bir rotadan çok birbirine bağlanan dağ geçitlerinden oluşan uzun bir zincire dönüştü.

Bence motosikletle Alp Dağları’nı gezmenin en güzel biçimlerinden biri de bu.

Yalnızca ünlü noktalara gidip fotoğraf çekmek yerine, o noktaları birbirine bağlayan yolları da yaşamak gerekiyor. Çünkü çoğu zaman insanın aklında kalan görüntüler, en bilinen geçitlerden değil; iki hedef arasında tesadüfen karşısına çıkan küçük bir köyden, isimsiz bir virajdan veya durup manzarayı izlediği sakin bir noktadan geliyor.

Rotamı şehirlerden uzak tutmam bana bu özgürlüğü verdi.

Motosiklet üzerinde dağların içinde kalıyor, her gün başka bir geçide ulaşıyor ve Alpler’i harita üzerindeki bir dağ sistemi olarak değil, içinde ilerlediğim büyük bir coğrafya olarak yaşıyordum.

Dolomitler’in ardından rotamdaki en önemli hedeflerden birine doğru ilerlemeye başladım:

Stelvio Geçidi.

Stelvio Geçidi’ne Ulaşmak

Stelvio Geçidi, motosiklet kullanıcılarının adını çok iyi bildiği yollardan biri.

Arka arkaya sıralanan keskin virajları, yüksek dağ manzarası ve kendine özgü yapısıyla uzun zamandır görmek istediğim yerler arasındaydı.

Vršič Geçidi’nden Alpler’e girmiş, Avusturya’da Grossglockner’i geçmiş ve Dolomitler’de ilerlemiştim. Şimdi ise bu uzun dağ rotasının en bilinen noktalarından birine, Stelvio Geçidi’ne ulaşıyordum.

Stelvio’nun fotoğraflarını daha önce defalarca görmüştüm. Ancak motosiklet yolculuklarında bir yeri fotoğrafta görmekle oraya kendi motosikletinizle ulaşmak arasında büyük bir fark var.

Fotoğraf size yolun görüntüsünü gösteriyor. Motosiklet ise o yolun eğimini, havasını, virajlarını ve ritmini yaşatıyor.

Stelvio’da virajlar yalnızca manzaranın bir parçası değil, sürüşün tamamını belirleyen ana unsur. Bir virajı dönerken hemen diğerine hazırlanıyor, yükseldikçe geride bıraktığınız yolun dağ yamacına nasıl yerleştiğini görüyorsunuz.

Böyle bir yolda motosiklet kullanırken hızdan çok ritim önem kazanıyor. Virajları birer birer tamamlıyor, yolun karakterine uyum sağlıyor ve dağın üzerinde yükselmeye devam ediyorsunuz.

Stelvio’ya ulaşmak, bu seyahatin en önemli hedeflerinden birini tamamlamak anlamına geliyordu.

Fakat benim için yolculuğun son noktası Stelvio değildi.

Aklımda başka bir yer daha vardı.

Sıradaki Hedef: Furka Geçidi ve Belvédère Oteli

Bu yolculuğu hazırlarken mutlaka görmek istediğim yerlerden biri de İsviçre’deki Furka Geçidi’nde bulunan Belvédère Oteli’ydi.

Dağ yolunun kıvrımında duran bu tarihi otelin görüntüsü, uzun zamandır zihnimdeydi. Furka Geçidi’nin sert ve etkileyici coğrafyası içinde yer alan bu yapıyı kendi gözlerimle görmek istiyordum.

Stelvio Geçidi’ni tamamladıktan sonra İsviçre’ye doğru ilerlemeye başladım.

Benim için bu hedefin önemi yalnızca ünlü bir yapıyı görmek değildi. Belvédère Oteli, rotamın en batıdaki kişisel hedefini ve Alpler üzerinde yaptığım yolculuğun ulaştığı noktayı temsil ediyordu.

Vršič’ten başlayan, Grossglockner ve Dolomitler üzerinden Stelvio’ya uzanan yol artık İsviçre’deki Furka Geçidi’ne doğru devam ediyordu.

Bir kez daha büyük şehirleri ve hızlı ana yolları tercih etmek yerine dağ yollarından ve küçük köylerden geçtim.

İsviçre’nin Dağ Yolları ve Köyleri

İsviçre’ye girdikten sonra yolculuğun karakteri yeniden değişti.

Dağ yolları, küçük köyler ve çevredeki düzenli Alp manzarası, İsviçre bölümünü rotanın özel parçalarından biri hâline getirdi. Burada da mümkün olduğunca şehir merkezlerinden uzak kalmaya devam ettim.

Dağların arasında bulunan küçük yerleşimlerden geçmek, motosikletle seyahatin en sevdiğim taraflarından biri. Büyük şehirlerin kalabalığı yerine daha sakin yollar, geleneksel yapılar ve yüksek dağların çevrelediği köyler bulunuyor.

Bazen durup çevrenize baktığınızda bir kartpostalın içindeymişsiniz gibi hissediyorsunuz. Ancak motosikletle seyahat ederken o görüntünün yalnızca izleyicisi değilsiniz. Soğuğunu, rüzgârını ve dağ yollarının sürekli değişen yapısını da hissediyorsunuz.

İsviçre’de dağ yolları ve köyler üzerinden ilerleyerek Furka Geçidi’ne doğru yaklaştım.

Rotanın başlangıcından beri görmek istediğim Belvédère Oteli artık çok uzakta değildi.

Furka Geçidi ve Belvédère Oteli’ne Ulaşmak

Sonunda Furka Geçidi’ne ve yolculuğumun özel hedeflerinden biri olan Belvédère Oteli’ne ulaştım.

Bir yeri uzun süre fotoğraflarda görüp daha sonra kendi motosikletinizle oraya varmanın verdiği duygu çok farklı. Çünkü o an yalnızca karşınızdaki yapıya bakmıyorsunuz. Oraya ulaşmak için geçtiğiniz bütün yollar da zihninizden geçiyor.

Slovenya’daki Vršič Geçidi’nden başlayan yolculuk, Avusturya’daki Grossglockner’e uzanmıştı. Oradan İtalya Dolomitleri’ne geçmiş, Stelvio Geçidi’ni tamamlamış ve İsviçre’nin dağ yolları üzerinden Furka Geçidi’ne ulaşmıştım.

Belvédère Oteli’nin karşısında durduğumda gördüğüm şey yalnızca uzun zamandır merak ettiğim bir bina değildi.

Otel, hazırladığım rotanın gerçekleşmiş hâlinin bir simgesi gibiydi.

Alpler’in doğusundan girmiş ve gidebildiğim kadar dağların üzerinde ilerlemiştim. Şehir merkezlerine inmeden, dağ geçitlerini ve köy yollarını birbirine bağlayarak kişisel hedefime ulaşmıştım.

Yolculuğun başında düşündüğüm şey artık gerçekleşmişti.

Vršič’ten Furka’ya Uzanan Alp Rotasının Anlamı

Bu yolculuğun benim için en önemli tarafı, yalnızca ünlü dağ geçitlerini görmüş olmak değildi.

Vršič, Grossglockner, Dolomitler, Stelvio ve Furka’nın her biri tek başına görülmeye değer yerlerdi. Fakat bunları benim için asıl değerli yapan, aynı yolculuk içerisinde birbirine bağlanmalarıydı.

Slovenya’dan Alpler’e girdim. Avusturya üzerinden İtalya’ya, İtalya’dan da İsviçre’ye geçtim. Ülkeler değişti; ancak yolculuğun ana karakteri değişmedi.

Dağların üzerinde kaldım.

Mümkün olduğunca şehir merkezlerine inmedim. Hızlı ana yolları yalnızca gerekli bağlantıları yapmak için kullandım. Yolculuğun asıl bölümünü virajlı dağ geçitlerinde ve küçük köy yollarında geçirdim.

Bu rota bana Alp Dağları’nın yalnızca birkaç ünlü geçitten ibaret olmadığını gösterdi. Alpler, farklı ülkelerde ve farklı coğrafyalarda devam eden büyük bir yol sistemi. Bir geçitten çıktığınızda başka bir vadiye, oradan başka bir ülkeye ve yeni bir dağ yoluna ulaşabiliyorsunuz.

Motosikletle seyahat etmek de bu sürekliliği çok daha güçlü biçimde hissettiriyor.

Almanya Üzerinden Eve Dönüş

Furka Geçidi’ne ve Belvédère Oteli’ne ulaşmamla birlikte bu seyahatteki ana hedeflerimi tamamlamış oldum.

Artık dönüş zamanıydı.

Gidiş rotamı özellikle dağ yollarına, geçitlere ve görmek istediğim bölgelere göre hazırlamıştım. Dönüşte ise daha hızlı hareket edebilmek için Almanya üzerinden otoyolu tercih ettim.

Bir yolculuğun her bölümü aynı karakterde olmak zorunda değil. Bazen hedefe ulaşmak için bağlantı yollarını hızlı geçmek, bazen de dönüşü daha doğrudan yapmak gerekiyor.

Ben görmek istediğim dağ geçitlerini tamamlamış, Alpler’in doğusundan İsviçre’ye kadar uzanan rotamı gerçekleştirmiştim. Bu nedenle dönüşte otoyolu kullanmak, yolculuğun amacına uygun ve mantıklı bir karardı.

Almanya üzerinden eve doğru ilerlerken geride yalnızca uzun bir rota bırakmıyordum.

Karpatlar’da başlayan dağ tutkusunun beni getirdiği büyük Alp yolculuğunu tamamlamıştım.

Motosikletle Alpler’e Gitmek Neden Farklı?

Alp Dağları’nı otomobille, trenle veya farklı bir ulaşım aracıyla gezmek elbette mümkün. Ancak motosikletle yapılan bir Alp yolculuğunun verdiği his bambaşka.

Motosiklet sizi coğrafyadan ayırmıyor.

Hava soğuduğunda bunu hemen hissediyor, yükseldikçe değişen rüzgârı fark ediyor ve yolun eğimini doğrudan yaşıyorsunuz. Dağ geçitlerinde ilerlerken yalnızca manzaraya bakmıyor, o manzaranın içinden geçiyorsunuz.

Her viraj sürüşün bir parçası olduğu kadar yolculuğun hatırasına da dönüşüyor.

Dağ geçidinin tepesine ulaşmak önemlidir; fakat çoğu zaman insanın unutamadığı bölüm, oraya çıkarken yaşadıklarıdır. Yol üzerindeki kısa bir mola, küçük bir köy, aniden açılan bir manzara veya ileride görünen başka bir geçit seyahatin en değerli anlarından biri olabilir.

Motosikletle Alpler’de olmak, yol ile çevredeki doğa arasındaki mesafeyi ortadan kaldırıyor.

Belki de bu nedenle dağ yolculukları insanda kolay kolay bitmeyen bir istek oluşturuyor. Bir geçidi tamamladığınızda sıradaki geçidi merak etmeye başlıyorsunuz. Bir ülkenin Alp yollarını gördükten sonra dağların devam ettiği diğer ülkeye yönelmek istiyorsunuz.

Benim Karpatlar’dan sonra Alpler’e gitmek istemem de tam olarak bu duygudan kaynaklandı.

İmkânı Olan Her Motosiklet Kullanıcısı Alpleri Görmeli

Bence virajlı yolları ve uzun motosiklet yolculuklarını seven herkes, imkânı varsa hayatında en az bir kez Alp Dağları’nda motosiklet kullanmalı.

Bunu yalnızca Stelvio veya Grossglockner gibi ünlü yolları görmek için söylemiyorum.

Alpler’in asıl güzelliği, bir dağ geçidinden diğerine ilerlerken yaşananların tamamında ortaya çıkıyor. Slovenya’daki Vršič Geçidi’nden Avusturya’daki Grossglockner’e, oradan İtalya Dolomitleri’ne, Stelvio’ya ve İsviçre’deki Furka Geçidi’ne uzanan bir rota, motosiklet kullanıcısına Avrupa’nın en etkileyici sürüş deneyimlerinden birini sunuyor.

Her bölgenin kendine özgü bir karakteri var.

Vršič, Alpler’e açılan ilk kapı hissini veriyor. Grossglockner yüksek dağ manzaraları ve güçlü yol karakteriyle etkiliyor. Dolomitler kendine özgü kayalık zirveleriyle farklılaşıyor. Stelvio arka arkaya gelen keskin virajlarıyla sürüşün ritmini değiştiriyor. Furka Geçidi ise İsviçre’nin sert Alp coğrafyası ve Belvédère Oteli ile yolculuğa unutulmaz bir final ekliyor.

Ancak böyle bir yolculuğa çıkarken iyi rota hazırlığı yapmak gerekiyor. Dağ yollarında hava koşulları hızla değişebilir ve geçitlerin durumu mevsime göre farklılık gösterebilir. Bu nedenle doğru zamanı seçmek, uygun ekipmanla yola çıkmak ve alternatif rotalar hazırlamak önemli.

Hazırlığın karşılığında ise yalnızca güzel manzaralar değil, uzun süre unutulmayacak bir motosiklet deneyimi elde ediliyor.

Alpler’de sürdüğünüz her yol, size bir sonraki geçide devam etme isteği veriyor.

Karpatlar’dan Alpler’e Uzanan Yolculuk

2023 yılında Romanya’daki Karpat Dağları’na ilk kez motosikletimle gittiğimde, bu yolculuğun beni nereye götüreceğini bilmiyordum.

Bildiğim tek şey, dağ yollarında motosiklet kullanmanın bende güçlü bir istek uyandırdığıydı. Karpatlar’dan döndükten sonra artık duramayacağımı ve sıradaki hedefimin Alpler olması gerektiğini biliyordum.

2024 yılında bu hedefi gerçekleştirdim.

Hızlı bir şekilde Slovenya’ya ulaştım ve Vršič Geçidi üzerinden Alpler’e girdim. Kuzeye dönerek Avusturya’ya geçtim ve Grossglockner’i tamamladım. Ardından güneye, İtalya Dolomitleri’ne indim ve Stelvio Geçidi’ne ulaştım.

Fakat yolculuğum Stelvio’da bitmedi.

İsviçre’ye geçerek dağ yolları ve küçük köyler üzerinden Furka Geçidi’ne, uzun zamandır görmek istediğim Belvédère Oteli’ne kadar devam ettim. Ardından Almanya üzerinden otoyolu kullanarak eve döndüm.

Bu rota benim için yalnızca farklı ülkelerden geçen bir Avrupa motosiklet turu değildi.

Alpler’in mümkün olduğunca doğusundan girmiş ve gidebildiğim kadar dağların üzerinde ilerlemiştim. Şehir merkezlerinden uzak durmuş, yolculuğumu virajlar, geçitler ve dağ köyleri üzerine kurmuştum.

Karpatlar’da başlayan istek, beni Alpler’in kalbine kadar götürmüştü.

Furka Geçidi’ne ulaştığımda bir hedefi tamamladığımı düşünüyordum. Fakat dağ yollarının insanda bıraktığı duygu kolay kolay sona ermiyor.

Çünkü bazı rotalar bittiğinde insan dinlenmek ister.

Bazı rotalar bittiğinde ise haritayı yeniden açar.

Benim Alp yolculuğum da haritayı yeniden açtıranlardan biri oldu.

Rotalarım

Diğer Rotalarıma Göz Atın

Cabo da Roca Yolculuğum

Bazı yolculuklar tamamlandığında insanın içindeki seyahat isteği azalmaz. Tam tersine, haritanın başka bir ucuna doğru büyümeye devam eder.

Nordkapp Motosiklet Turum

21 Günde, Tek Başıma 12.000 Kilometre.Bazı yollar sizi yalnızca bir yere götürür. Bazı yollar ise sizi değiştirir. Nordkapp, benim için ikinci türden bir yolculuktu.

İlk Yurt Dışı Motosiklet Rotam

Bazı yolculukların nereye varacağını daha yola çıkmadan bilirsiniz. Gideceğiniz şehir, izleyeceğiniz rota ve eve döneceğiniz tarih bellidir.

Dünyayı, kendi motosikletinizle keşfedin!

İletişim

Adres

Dr. Ziya Kaya mah. Kumsal sok. 47/c

(Yeni Sahil), Bursa

Email

info@sologsrider.com

Phone

+09000000

Takip Edebilirsiniz!

Best Travel Theme

Elementor Demos

With Love Travel WordPress Theme you will have everything you need to create a memorable online presence. Start create your dream travel site today.